| | Üretsiz Blog oluştur

EKONOMİ PARA POLİTİKASI FİNASMAN YÖNETİMİ.

Türkiye'den ve dünyadan tüm son dakika gelişmeler burada, haber spor yaşam lifestyle interaktif forum bilgi piyasalardaki son dakika gelişmeler http://ekofinans.bloggum.com/ Yorum gönderme Haber gönderme, fotoğraf ve video paylaşma ile Türkiye'nin en büyük community - etkileşimli sitesi

TÜRKİYE PLANLAMA SERÜVENİ

 

KÜRESELLEŞME PLANLAMAYI NASIL BİR DÖNÜŞÜME UĞRATMIŞTIR?

KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE YAŞANAN DÖNÜŞÜM PLANLAMAYI DEVRE DIŞI

BIRAKIR MI?

 

HAMZA CORUT

 

GİRİŞ

 

Dünya ekonomisinde II. Dünya savaşı sonrasında oluşan ve 1990'lara kadar devam eden iki kutuplu dünya düzeninde, kapitalist sistem içinde kalan ülkeler “Keynesgil Refah Devleti” politikalarını 1973 petrol krizine kadar başarı ile uygulamıştır. Kapitalizmin “altın çağı” olarak adlandırılan bu dönemde, uluslararası ekonomi Bretton-Woods sistemi ile yönetilmiş ve bu çerçevede az gelişmiş ülkelere önerilen kalkınma paradigması “planlı kalkınma” ekseninde ele alınmıştır. Uluslararası iktisadi kuruluşlar aracılığıyla az gelişmiş ülkelere fon aktarımı için, o ülkelerin iktisadi planlama sürecine geçişi bir ön koşul olarak benimsenmiştir. Dünya konjonktüründeki eğilimlere uygun olarak, Türkiye de dünya kapitalizmine eklemlenme biçimini “planlı kalkınma” modeline oturtmuştur. Başta Dünya Bankası ve IMF olmak üzere pek çok uluslararası iktisadi kuruluşun, Türkiye'ye yönelik dış yardım, kredi, proje desteği vb. konulardaki talepleri ile Türkiye'nin 1950'li yıllarını belirleyen DP iktidarının uyguladığı liberal politikalar yerine Keynesgil düzenlemeye dayalı bir yönetim isteyen muhalefetin görüşleri “planlama” ortak paydasında örtüşmüştür.

 

Türkiye'de 1960 yılında DPT'nin kuruluşu ve 1963 yılında ilk 5 yıllık kalkınma planının hayata geçirilmesiyle başlayan “planlı kalkınma” deneyimi, ulusal kalkınmayı ekonomik, sosyal, teknolojik ve kültürel boyutlarıyla ele alan kapsamlı bir plan anlayışına dayanmaktadır. Söz konusu planlama girişimi, hazırlık aşamasından itibaren kendine özgü bir nitelik taşımaktadır. Sermaye çevrelerinin planlama sürecine dahil olma biçimi, orta ve uzun vadeli sanayileşme stratejilerinin belirlenmesi, siyasi iktidarın bu süreçte oynadığı rol, planlama kadrosunun niteliği vb konular planlama anlayışının arka planını oluşturmaktadır. İlk plancıların, siyasi karar alıcıların ve yöneticilerin, bunları etkileyen güç odaklarının Türkiye'nin gelişme modeli karşısındaki tutumlarını değerlendirmek, 1960-1980 döneminin analizinde yol gösterici bir etki yapacaktır.

 

İkinci Dünya savaşından 1970'lerin ortalarına kadar küresel ölçekte belirleyici birikim rejimi, fordist birikim rejimidir. Fordist birikim rejiminin imkan sağladığı kitle üretiminin varlığı, arz ve talep arasındaki esnekliğin noksanlığı, çeşitli ekonomik birimlerin uyumunu sağlayacak yeni düzenlemeleri mecburi hale getirmiştir. Bu düzenlemeler arasında, ulusal çapta yapılan makro ölçekli planlar önemli bir yerde durmaktadır. Bu planların niteliğini ise yeniden düzenlemede hakim paradigma belirleyecektir.

 

20. yüzyılın başında, dünya ticaretinin büyümesi neredeyse durmuş, merkez ülkelerin büyüme oranlarında önemli düşüşler başlamış, büyük depresyon döneminde işsizlik oranları yüksek seviyelere çıkmıştır. İkinci Dünya savaşı sonrası üretimde gerçekleşen ölçek artışı, belirli bir süre sonra ekonomide üretim fazlası krizi tehdidine neden olmuş, karların istikrarına dönük bu tehdit, genellikle talep genişletici politikalarla engellenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda hükümet harcamaları, özellikle milli savunma harcamaları artırılmıştır. Kitlesel tüketimi uyaracak, toplumda uzlaşmayı sağlayacak refah devleti politikaları uygulanmıştır.

 

Planlı Döneme Girerken Türkiye

 

1954-61 dönemi, Türkiye ekonomisinde liberal bir dış ticaret rejimi içinde dış dengenin sağlanamayacağının anlaşıldığı; bu nedenle dış ticaret kontrollerine gidilen ancak dış ticaret açıklarının yine de azalmadığı tam tersine artığı yıllardır. Bu dönemde faiz oranları yükseltilmiş, turist ve benzeri dövizlerde kur 5,25-5,5 TL olarak saptanmış ve Milli Koruma Kanunu tekrar yürürlüğe konularak fiyat denetimleri artırılmıştır. Bu önlemler belirli bir süre için dış ticarete pozitif katkı yaptıysa da mal darlığı ve karaborsa işlemlerini getirmiştir. Bu

1

da dış ödemeleri doğal olarak olumsuz etkilemiştir. Bu dönemde dış yardımlarda, özellikle

Amerika kökenli yardımlarda azalma meydana gelmiştir. Uluslararası kurumlar sürekli yapılacak yardımlar için devalüasyon, deflasyonist politikalar ve yardımların nereye gideceğine dair plan istemişlerdir. Yukarıda da belirtildiği gibi iktisadi plan istenmesinde amaç, paranın elitler tarafından popülist amaçlarla kullanılmasını önleyerek, hem paranın geri dönüşünü, hem de küresel ölçekte hedeflenen efektif talebi garanti altına almaktır. Demokrat parti hükümeti, uluslararası kuruluşların önerilerini ancak 1958 yılına kadar geri çevirebilmiştir. Bu zamana kadar, ithal ikameci yatırımların ve köylüye dönük popülist politikaların getirdiği genişleyici politikaları uygulamayı tercih etmiştir. Fakat 1958 yılı ağustos ayında IMF'nin önerdiği istikrar önlemleri paketini uygulamayı kabul etmek zorunda kamıştır

 

IMF'in önerdiği önlemler TL'nin devalüasyonu, dış alıma serbestlik getirilmesi, para sunumu ve bütçe harcamalarının kısılması ve KİT üretimi ve hizmetlerinin fiyatlarını yükseltilmesi gibi önlemler içermektedir. Bu önlemlerin uygulanması karşılığında başta ABD olmak üzere batılı devletler dış borcun ertelenmesini kabul etmişler, yeni kredi olanakları tanımışlardır. 27 Mayıs 1960 darbesiyle iktidara gelen Milli Birlik Hükümeti krizin ve istikrar programının etkisinde bir ekonomiyle karşılaşmıştır. Dış borç yaklaşık 850 milyon dolar olmasına rağmen döviz ve altın rezervleri neredeyse sıfırdır. İhracat gelirleri yılda 300 milyon dolar seviyesindedir ve büyüme hızı sadece nüfus artış hızının biraz üzerinde yüzde 4 civarındadır. 1960 yılı bütçesinde 1 milyar liralık açık vardır. Bu koşular altında yeni hükümet anti-enflasyonist politikaları hedefleyen kısa vadeli politikalar izlemiştir. Bu politikaların yanında, ülkenin uzun vadeli, ulusal düzeyde kalkınmasına yön verecek, formüle edecek bir planlama teşkilatına gerek duyulduğu tartışılmıştır. Bu tartışmalar özellikle uluslararası kurumlar ile yapılan görüşmeler sırasında, bu kurumların temsilcileri tarafından sıklıkla ifade edilmiştir. IMF ve OEEC 1958 yılında hazırlanan istikrar programının uygulanmayacağı endişesiyle herhangi bir dış yardım için bir plan hazırlanmasını önkoşul olarak öne sürmüşlerdir. Bu yüzden yeni hükümet planlamanın yapılmasını ve dolayısıyla planlama teşkilatının organizasyonun yapılmasını öncelikleri arasına almıştır.

 

1960 askeri müdahalesinden 4 ay sonra, daha kurucu meclis kurulmadan önce Devlet Planlama Teşkilatı'nı kuran 91 sayılı kanun yürürlüğe girmiştir. DPT 91 sayılı yasaya göre aşağıdaki hedefleri yerine getirmekle yükümlüdür: “

  1. Memleketin tabii, beşeri ve iktisadi her türlü kaynak dağılımlarını, tam bir şekilde tespit ederek takip edilecek iktisadi ve sosyal politikayı ve hedefleri tayininde Hükümete yardımcı olmak;

  2. Muhtelif Bakanlıkların iktisadi politikayı ilgilendiren faaliyetlerinde koordinasyonu temin etmek için tavsiyelerde bulunmak ve bu hususlarda müşavirlik yapmak;

  3. Hükümetçe kabul edilen hedefleri gerçekleştirecek uzun ve kısa vadeli planlar hazırlamak;

  4. Planların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili daire ve müesseselerle mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişlerinin ıslahı hususunda tavsiyelerde bulunmak;

  5. Planın uygulanmasını takip etmek; değerlendirmek ve gerekli hallerde planda değişiklikler yapmak;

  6. Özel sektörün faaliyetlerini planın hedef ve gayelerine uygun bir şekilde teşvik ve tanzim edecek tedbirleri tavsiye etmek” (Resmi Gazete, 5 Ekim 1960/10621)

 

 

 

 

 

2

 

1961 Anayasası ile Devlet Planlama Teşkilatı anayasal bir kurum olmuştur. Planlamanın anayasal bir çerçeve içine oturtulması 'İktisadi ve Sosyal Hayatın Düzeni' başlıklı 41. madde ile olmuştur. Bu maddeye göre:

 

 

''İktisadi,sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu makstla milli tasarrufu arttırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak devletin ödevidir.''

 

1980 Sonrası Planlama

 

1980 sonrası dönemde devletin ekonomideki rolünü ortaya koymak istersek; ilk önce yapılması gereken analiz dönemin siyasi iktidarının iktisadi ve siyasi olaylara hangi pencereden baktığının tespiti ile mümkündür. Özal hükümetleri bu dönemin hakim siyasi ve iktisadi yapısını ortaya koymaktadır. Siyasi yapıyı ortaya koymak için Turgut Özal'ın bir konuşmasını değerlendirelim ve ardındandan Özal'ın varisi olan Mesut Yılmaz'ın devlet yapısına bakış açısını orataya koyalım. Ve bu koşullar altında DPT'nin yeni aldığı rolü değerlendirelim.

Turgut Özal 1992'de Cumhurbaşkanı olarak , 3. İzmir İktisat Kongresini açış konuşmasında 1980'leri şöyle niteledirmektedir.

 

'' 1980'li yıllar, bütün dünyada ortak bir kanaatler bütününden, yani devletçi doktrinlerden yeni bir bütüne, devletçilik karşıtı mücadeleye girişildiği yıllardır. Hepsinden önemlisi, yeni görüşte, aslolan devletin zenginliği sonucu milletin zenginliği değil, milletin zenginliği sonucu devletin zengin olmasıdır. Yani, yeni görüşte hedef, insanın, ferdin bizzat kendisidr.''

 

19. yüzyılın '' bırakınız yapsınlar '' felsefesi, 1970'lerden itibaren batı ülkelerine yeni liberalizm adı ile egemen olurken , bu akım 24 Ocak karaları ve 12 Eylül askeri darbesi ile Türkiye'ye yansımıştır. Turgut Özal'ın bu konuşmasının son kısmı hedefi ortaya koymakta ancak bu hedefi serbest piyasaya bırakmaktadır ve bu durum DPT'nin tasfiyesini işaret etmekte veya sadece bu kurumun binalardan başka bir varlık göstermeyeceğini vurgulamaktadır. Bu durumu Özal'ın varisi olan Mesut Yılmaz'ın devlet'in ekonomik olaylara bakışını ortaya koyduğu sözlerini aktaralım ve dönemin siyasi yapısını daha teknik bir şekilde ortaya koyalım.

 

Mesut Yılmaz TRT'de 1991'de yayınlanan seçime doğru açık oturum programında şunları söylemektedir;

 

''KİT dediğimiz Kamu İktisadi Teşekkülleri'nin verimsiz çalışmaları devlete getirdikleri mali yüklerle enflasyona önemli bir katkı sağlamaktadır. Burada yapılması gereken hadise devletin ekonomideki konumunun yeniden belirlenmesidir. Bizim anlayışımıza göre devlet sadece asli görevleri olan ; altyapı yatırımları, savunma, içgüvenlik, eğitim, sağlık gibi fonksiyonlara yönelmelidir. Bunun dışında sanayi ve ticareti tamamen özel sektöre bırakmalıdır. Çünkü biz şuna inanıyoruz; Türk insanı kendi kaynaklarını devletten çok daha verimli kullanmaktadır. Devletin konumunu belirledikten sonra yapılacak en önemli husu özelleştirmedir. Özelleştirme devletin sanayi ve ticaretten tamamen çekilmesi ve bu alanlardaki devlet işletmelerinin zararlarınında devletin sırtından alınması anlamına gelecektir. Geleçek dönemde en büyük önceliğimiz heralanda özelleştirmedir.''.

 

Mesut Yılmazın bu konuşmasındanda anlaşılacağı üzere devlet artık ekonomik hayattan hızla tasfiye edilmeye başlanmıştır ve bugünde bu süreç süratli bir şekilde devam etmektedir. Bu konuşmalardan sonra DPT'nin durumu şöyle özetlenebilir; artık DPT varlğı tartışılan bir kurumdur.

 

 

3

1984'de 223 sayılı KHK ile DPT'nin görevlerinde değişiklik yapılmıştır. 2. maddede Örgütün görevleri şöyle sıralanmıştır;

 

  1. Ülkenin doğal, insansal ve ekonomik her tülü kaynak ve olanaklarını tam bir şekilde saptayarak, izlenecek ekonomik, toplumsal ve kültürel siyasayı ve hedefleri beklirlemede hükümete danışmanlık yapmak;

  2. Bakanlıkların ve kamu kurum ve kuruluşlarının ekonomik, toplumsal ve kültürel siyasayı ilgilendiren faaliyetlerinde eşgüdümü sağlamak için görüş ve tekliflerde bulunmakve bu konularda danışmanlık yapmak;

  3. Hükümetçe kabul edilen hedefleri gerçekleştirecek uzun ve kısa soluklu planları ile yıllık programları hazırlamak;

  4. Kalkınma planları ve yıllık prıgramların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili kurum ve kuruluşların ve yerel yönetimlerin kuruluş ve işleyişlerinin düzeltilmesi konusunda görüş ve tekliflerde bulunmak;

  5. Kalkınma planlarının ve yıllık programların uygulanmasını izlemek ve eşgüdümlemek , degerlendirmek ve gerekli hallerde planda ve yıllık programlarda yönetime uygun değişiklikler yapmak;

  6. Özel kesim ve yapancı sermaye faaliyetlerinin plan, hedef ve amaçlarına uygun bir biçimde yürütülmesini özendirmek ve alınacak önlemleri tespit ve teklif etmek, uygulamayı takip etmek;

  7. Kalkınmada öncelikli yörelerindaha hızlı şekilde gelişmesini sağlayacakönlemleri tespit etmek ve teklif etmek, uygulamayı takip ve eşgüdümlemek;

  8. Kalkınma planı ve yıllık proramlardaki ilke ve hedeflere uygun olarak, uluslararası ekonomik kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesinde, görüşme ve müzakerelerin yürütülmesinde gerekli görüş ve tekliflerde gulunmak.

 

Sonuç olarak şöyle bir tarihsel sürçten bahsedebiliriz; DPT, 1960'da kurulmuş ve 1980'e kadar ulusal kalkınmayı yönlendiren, gerçek anlamda planlama yapan bir örgüt olmuştur bu dönem planlamanın altın çağı olmuştur. Bu dönemden sora planlama giderek zayıflamış ve ulusal çıkarlardan uzaklaşarak çeşitli uluslararası kuruluşların hizmetini gören bir yapıya bürünmüştür. DPT, 24 Ocak 1980 ile başlayan yeni liberalizm bir başka deyişle küreselleşme sürecinde bu rolünü terk etmiştir. DPT, 1991'e kadar eknominin yönetildiği 'yürütücü' bir örgüt durumuna getirilmiştir. Örgütsel yapısı bu nedenle, 'bakanlık tipi' olmuştur. 1991 yılında , örgütün ekonominin yönetilmesi ile ilgili görevlerine son verilmiştir. 1993 ile başlayan süreçte Örgüt, planlamadan ayrılarak.genel düzeyde ekonomiyi izleyen, proje bazında ekonomiye yön veren, uluslararası örgütler ile işbirliğini eşgüdümleyen, yapısal uyum siyasalarını topluma adapte eden bir yapı kazanmıştır.

Küreselleşme süreciyle birlikte IMF ve Dünya Bankası yoluyla gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere "Yapısal Uyum Programı" adı altında bazı politikaları dayattığı görülmüştür. Bu politikaları şu şekilde sıralayabiliriz:

    • Ülkenin mevcut iktisadi yapısını süratle ihracatçı hale getirecek bir yeniden yapılanma,

    • Faiz oranlarının yükseltilmesi,

    • Eğitim, sağlık ve gıda ile ilgili kamu programlarının kesilmesi,

    • Hükümet hizmetlerinde azaltılma yoluna gidilmesi,

    • Uluslararası tücarete yönelik engellerin kaldırılması,

    • Mal ve hizmetlerin fiyatlarının deregüle edilmesi,

    • Karlı kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi,

    • Develüasyon.

4

Türkiye'de "Yapısal Uyum Politikaları" nın uygulanmasıyla birlikte, kalkınma planlarının amaç ve araçları da bir takım değişikliklere uğramıştır.Küreselleşmenin kalkınma planlarındaki amaçlarını nasıl etkilediğini yukarıdaki maddelerden görmek mümkündür. Bu durum tablo halinde ortaya koyarcak olursak şu durumlara ulaşabiliriz.

 

TÜRKİYE

1960-1980

1980 sonrası küreselleşme

Milli Geliri Arttırma

*

*

İstihdam Durumunu İyileştirme

*

-

Ödemeler Bilançosu Dengesizliklerini Giderme

-

*

Fiyat İstikrarını Sağlama

*

*

Gelir Dağılımını İyileştirme

*

-

Dengeli Bir Bölgesel Gelişme Sağlama

*

-

 

Bu tablodanda görülecegi üzere Türkiye'nin planlama amaçları arasındaki dönem 1960-80 ve 1980 sonrası küreselleşme dönemi olarak ikiye ayrılmaktadır. 1960-80 dönemine ait iktisadi amaçlar şöyledir milli geiri arttırma, istihdam durumunu iyileştirme,fiyat istirarını sağlama, gelir dağılımını iyileştirme, dengeli bir bölgesel gelişme sağlama. Bu amaçlar Türkiye gibi azgelişmiş ülkelerin şiddetle ihtiyaç duydugu amaçlardır. Ancak küreselleşme döneminde gelişmiş ülkeler azgelişmiş ülkelerin böyle amaçlar edinmesini kabul etmemişlerdir ve kredi imkanlarından yaralanabilmeri için bazı yapısal uyum programların dayatmışlardır. Tablodan görüleceği üzere 1980 sonrası küreselleşme döneminde bazı amaçlar rafa kaldırılmış ve dayatılan yapısal uyum programlarına adeta boyun eğilmiştir. 1980 sonrası küreselleşme döneminde rafa kaldırılan amaçlar istihdam durumunu iyileştirme,gelir dağılımını iyileştime, dengeli bir bölgesel gelişme sağlama. Istihdam durumunun iyileştirilmesi amacının rafa kaldırtılmasının nedeni devletin işsizlige müdahalesin azaltarak bu durumu piyasa güçlerine bırakmak ve işsizligin üçretler üzerindeki demokrasinin kılıcı rolünün güçlendirilmesini sağlamak.

 

Sanayileşme

İstihdam

Fiyat istikrarı

Dış denge

Gelir dağılımı

Büyüme

1.BYKP (1963-67)

1

2

3

5

4

%7

2.BYKP (1968-72)

1

4

3

2

5

%7

3.BYKP

(1973-77)

1

2

3

5

4

%7,9

4.BYKP

(1979-83)

1

4

3

2

5

%8,2

5.BYKP

(1985-89)

5

3

2

1

4

%6,3

5

Tablodan görüleceği üzere Türkiye'nin kalkınma planlarına göre hedef planlamarının tarihsel süreç içersinde nasıl değiştigini görebiliriz. Ithal ikameci sanayileşmeye yönelik politikalrın yürütüldüğü dönemde ilk sırada her zaman sanayileşme öncelikli hedef olarak alınmıştır. Ancak küreselleşmenin dayatmaları ile birlikte ihracata dayalı sanayileşme politikasına geçilmiş ilk hedef olan sanayileşme son hedef olmuş , son hedef olana dış denge ise ilk hedef olmuştur. Bu durum Türkiye'nin sanayileşme sürecini baltalamış ve mevcut sanayinin dahada güçsüzleşmesini beraberinde getirmiştir.

1960-80 dönemindeki planlamanın amaçlarını ortaya koymak için birinci beş yıllık kalkınma planının şu içerigine dikkat çekmek gereklidir;

 

"İnsan hak ve hürriyetlerini, milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak bir demokratik düzeni kesin olarak seçmiş olan Türk Milletinin, Anayasamızda açık ifadesini bulan iktisadi ve sosyal hayatı, keyfi ve plansız davranış tecrübelerine son verip adalete, tam çalışma esasına ve herkesin insan haysiyetine yaraşır bir yasayış seviyesi sağlanması amacına göre düzenleme arzu ve azmine uygun olarak :Milli tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararına, gerektirdiği önceliklerle yöneltmek ve iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerceklestirmek üzere Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963 - 1967) hazırlanmıştır.".

Küreselleşme kalkınma planı amaçları yanında kalkınma planı araçlarınada etkide bulunmuştur.

ARAÇLAR

1960-80

1980 sonrası küreselleşme

Destekler

*

*

Dolaysız Vergiler

*

*

Dolaylı Vergiler

*

*

Yatırım Harcamaları

*

*

Döviz Kontrolü

*

-

Ücret Kontrolü

*

-

Faiz Oranı

*

-

Kredi Kısıtlamaları

*

-

İzinler (İnşaat Sektörü)

*

-

Doğrudan Kaynak Dağıtımı

*

-

Miktar Kısıtlaması

*

-

Fiyat Kontolleri

*

-

 

6

 

 

 

 

 

Bu tablodan da görüldüğü üzere küreselleşme sonrası dönemde çoğu politika araçları tasfiye edilerek devlet ekonomi üzerindeki kontrol gücünü kaybetmiştir. Eğer planlama ve iktisat politikası araçları arasındaki ilişkiyi açıklarsak planlamanın durumunu daha iyi açıklayabiliriz. Eğer bir politika aracı mevcut değilse planlamanın yapılması imkansızdır çünkü politika aracı olmadan planlama yapılamaz yapılsada uygulama ve yönlendirme araçları olmadığı için hiçbir şekilde hedeflere ulaşılamaz. Küreselleşme sonucu tasviye edilen araçların yokluğu nedeniyle planlama hedefleri iyiniyet dileğinden başka hiçbir şeye yaramamıştır. DPT böylece küreselleşme süreciyle beraber güç yitirmiş adeta kenara itilerek piyasa kendi haline bırakılmış. Büyük hedeflerimiz bir kenara itilmiştir.

 

Sonuç: Küreselleşmenin Planlama Gerekliliğine Etkisi

Küreselleşme süreci planlama gereksinimini hiçbir zaman ortadan kaldırmamış hatta planlama gereksiniminin şiddetini daha arttırmıştır. Planlamanın genel olarak sesbebi toplumsal refahı adaletli şekilde arttırmatır. Küreselleşme süreciyle beraber kişisel gelir dağılımıadaletsizliği şiddetli şekilde azgelişmiş ülkelerin aleyhine artmıştır. Bu süreç Türkiye'de yoksulluğun ve işsizligin artmasına ve dahada derinleşmesine neden olmuştur. Bu nedenle planlamaya eskisinden daha fazla ihtiyaç vardır.

 

Sonuç olarak yapılması gereken iş şudur planlamanın altınçağı olan dönemdeki gibi yeniden kalkınmacı sosyal devlet anlayışına dönerek toplumun huzur ve refahını arttırıcı planların yapılmasıdır. Bunun yolu ise şudur;Milli tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararına, gerektirdiği önceliklerle yöneltmek ve iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerceklestirmek.

 

ders notları

DEVLETİN EKONOMİYE MÜDAHALESİ VE PLANLI MÜDAHALE
ARASINDAKİ İLİŞKİ
Devlet müdahalesi ile planlı müdahale arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmek
için ilk aşamada bu iki müdahale çeşidinin tarihsel süreç içindeki gelişmini ortaya
koymak gerekmektedir. İkinci aşamada ise bu iki müdahale çeşidinin anlamsal
açıdan ne olduklarını veya nedenlerini ortaya koymak gerekmektedir.
İncelemenin genel çerçevesini ortaya koyduktan sonra ilk aşamaya
geçebiliriz. Tarihsel süreç içerisinde devlet çeşitli nedenlerden dolayı ekonomiye
sürekli olarak gerek doğrudan müdahale araçlarını kullanarak ve gerekse dolaylı
müdahale araçlarını kullanarak müdahalede bulunmuştur ve günümüzdede
müdahalelerde bulunmaktadır. Devlet tarihsel süreç içinde varolmaya başlaması ile
beraber ekonomiyede müdahalede bulunması bir gereklilik olarak herzaman mevcut
olmuştur.
Devlet müdahalesi bazı dönemlerde özellikle savaş gibi sonuçlarını kimsenin
istemeyeceği trajik durumlarda, doğal afet gibi ve ekonomik kriz gibi beklenmedik
durumlarda şiddetini ve sorumluluğunu arttırarak kendini göstermiştir. Bazı
dönemlerde ise devletin ekonomik müdahalesi kendini fazla hissettirmemiş ancak
hiçbir zamanda ortadan kalkmamıştır.
1929 Dünya ekonomik buhranı; devlet müdahalesine varolan etkisini
arttırarak şiddetle piyasaların ihtiyaç duyduğu , her zaman varlığını koruyan aksak
rekabet piyasasının tahribatının daha şiddetli hissedildiği ve sosyo-ekonomik birçok
sorunun meydana geldiği bir kriz ortamıdır. 1929 Dünya ekonomik buhranın
oluşturdugu ağır tahribat ortamını derinlemesine inceleyen J.M.Keynes 1936'da
yazdığı " İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi" adlı eseriyle devlet müdahalesine
modern bir yapı katarak müdahalenin kapitalist sistemin akasaklıklarını giderici,
kapitalist sisteme işlerlik kazandırıcı bir bakıma müdahalenin kapitalizmi ve sermaye
birikimini destekleyici biryapıda olmasını önerileri ile vurgulamıştır. Keynes modern
anlamda devlet müdahalesini teorileriyle temellendirmiştir.
Tarihsel süreç içersinde ikinci olarak planlı müdahalenin gelişim sürecini
tespit edelim. Kapitalist planlı müdahale devletlerin daha çok ikinci dünya savaşı
sonrası izleyen dönemde yıkılan alt yapısını, bozulan iktisadi ve sosyal düzenini ilk
aşamada yeniden inşa etmek için gündemlerine aldıkları bir konu olarak meydana

EKONOMİ PARA POLİTİKASI FİNASMAN YÖNETİMİ.

CORUT MENKUL KIYMETLER BORSASI

 

 

ASYA EMLAK İNŞAAT
0212 427 24 38
0536 428 10 68
SATILIK VE KİRALIK
asyaemlak34@hotmail.com

MERHABA  ALİBEYKÖY HABER BANDI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR  :  EMLAK  İLANLARINIZI VE ALIM SATIMLARINIZI  KİRALIK DAİRENİZ VEYA SATILIKLARINIZI BİZE BİLDİRİN  HEMEN YERİNDE VE ZAMNINDA DEGRLERNDİERELİM  ASYA EMLAK İNŞAAT.     0212 427 24 38 0536 428 10 68    ALİBEYKÖY MERKEZ HALİÇ HASTANESİNİN KARŞISINDAYIZ  SAYISAL LOTONUN YANINDA..

TÜM SORUNLARINIZ İÇİN ARAYIN  0212 427 24 38

untitled

HİZMETLERİMİZ

EMLAK ALIM SATIM TERCÜME  RUSÇA VE ÖZBEKÇE
DİLEKÇE VE YAZIŞMA SİYASİ DANIŞMANLIK
TAPU VE TAPU TAHSİS ÖZEL ARAÇ  VE ÖZEL ŞOFÖR
WEB TASARIM HİZMETLERİ ARAMA -TARAMA- ARŞİVLEME
BİLGİSAYAR DERSLERİ ÖZEL DEDEKTİFLİK HİZMETLERİ
TRAFİK MÜŞAVİRLİĞİ KİRA TAKİP SİSTEMLERİ
TRAFİK SİGORTA HİZMETLERİ EVRAK TAKİBİ VE DOSYA DÜZ.
BİLGİSAYAR TAMİR BAKIM ONARIM ARAŞTIRMA ANKET REKLAM TANITIM HİZMETLERİ
ASYA DANIŞMANLIK VE ARACILIK HİZMETLERİ
TÜM SORUNLARINIZ İÇİN
KAHVE İÇMEK İÇİN

0212 427 24 38
0536 428 10 68
 
EKONOMİ PARA POLİTİKASI FİNASMAN YÖNETİMİ. Türkiye'den ve dünyadan tüm son dakika gelişmeler burada, haber spor yaşam lifestyle interaktif forum bilgi piyasalardaki son dakika gelişmeler http://ekofinans.bloggum.com/ Yorum gönderme Haber gönderme, fotoğraf ve video paylaşma ile Türkiye'nin en büyük community - etkileşimli sitesi